Parti Sözcümüz Azmi Karamahmutoğlu, haftalık basın toplantısında Türkiye gündemini değerlendirdi.

“Dün 18 Ekim tarihi bizim için olduğu kadar dost ve kardeş ülke can Azerbaycan için de önemli bir tarihti. 18 Ekim, kardeş ve dost ülke can Azerbaycan'ın bağımsızlığının 35. yıl dönümüydü. Çok çabuk geçti. Bağımsızlığını elde etmesi için Türkiye'nin caddelerinde, meydanlarında, sokaklarında verdiğimiz mücadeleleri, yaptığımız gösterileri, dünya kamuoyunun dikkatini çekmek için verdiğimiz siyasal mücadeleyi bugün gibi, yine taptaze hatırlıyorum. Azerbaycan Türklüğünün 18 Ekim bağımsızlığının yeniden kazanılması gününü Zafer Partisi olarak yürekten kutluyoruz. İki ayrı Türk devleti çatısı altında yaşayan tek bir millet olarak, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin ördüğü duvarla ayrı düştüğümüz, yetmiş yıl boyunca ayrı kaldığımız kardeşlerimize 35 yıl önce yeniden kavuştuğumuzda yaşadığımız sevinç ve heyecanın tazeliğini, sıcaklığını bugün aynı şekilde yaşıyor ve yaşatıyoruz. Biz Zafer Partililer, milli bir sorumluluk ve tarihi bir görev olarak, Türk milletine hasım olanların Türk devletlerinin birliğinin ve bütünlüğünün arasına nifak sokmasına izin vermeyeceğiz ve bu konuda uyanık olacağız.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet tarihimizin en büyük vurgunculuğu, mali skandalı olan borsa yolsuzluğunun beşinci haftasını dolduruyoruz, bitiriyoruz. Fon vurgunuyla dolandırılan para, yolsuzluğun ilk açıklanan maliyeti hatırlandığı gibi, 20 milyar dolar. Bu yılın, 2026 yılının şubat ayında başlayan ABD ile İran arasındaki savaşın maliyeti ise 38 milyar dolar. AKP hükümetinin yönetimi altında yaşanan borsa yolsuzluğunun maliyeti adeta bir savaşın maliyeti gibi. Bu bir savaş maliyeti gibi de bu borsa ve fon vurguncusu suç şebekesi kime karşı savaştı da Fakir halkın sırtına 20 milyar dolarlık bir maliyet yükledi? Suçtan elde edilen gelirlerle haksız yere zenginleşen fon vurguncusu bu suç örgütünün birçok ismi hâlâ açıklanmıyor. Bu isimler vatandaşlardan gizleniyor, saklanıyor ve bu isimler korunuyor. Ancak gizlenmesi mümkün olmayan vurguncular da var. Bunlardan biri AKP'nin altın çocuğu, eski BDDK Başkan Yardımcısı, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, devamında Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürü Taha Çakmak. Evet, AK Parti Genel Başkanı'nın övgülerine mazhar olmuş bu altın çocuk istifa etmek zorunda kaldı görevinden. Ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı ve mal varlığına, fon yolsuzluğuna binaen tedbir konuldu. Bunlar yaşandı.

Aynı borsa fon vurgununda, vurgunculuğunda hayatını kaybeden de oldu, değerli arkadaşlar. Ne yazık ki geriye iki yetim bırakan iş insanı Ali Emre Ballı'nın canına kıydığı, intihar ettiği haberiyle kamuoyu sarsıldı borsa yolsuzluğu haberlerinin arasında. Ve bir soru cevabını aradı: Fon yolsuzluğunun içinde adı geçen ve intihar eden Ali Emre Ballı'nın gizli ve açık ortakları kimlerdi, hangi isimlerdi? Kamuoyu, intihar eden Ali Emre Ballı'nın gizli ve açık ortaklarının kimler olduğunu merak ediyor, bilmek istiyor ve bunu bilmek hakkı. 20 milyar dolarlık borsa fon dolandırıcılığını vatandaştan saklamaya, kaçırmaya çalışsa da AKP'nin tek sesli medya grupları, bilesiniz ki Ege'de zeytin toplayan, Giresun'da, Ordu'da fındık, Trabzon'da, Rize'de çay toplayan, fakirleştirdiğiniz halkın yarattığınız fon yolsuzluğundan haberi var. Bunu daha fazla gizleyemeyecek, fakirleştirdiğiniz fukara halktan daha fazla saklayamayacaksınız. Medyayı sustursanız da mutfaklardan yükselen feryatları susturamıyorsunuz. Ve vatandaşları yatıştırmak için 'sonuna kadar gideceğiz' diyorsunuz. Deyişin doğrusu, sonuna kadar da gittiniz. Artık sonuna geldiniz. Yolun sonundasınız. Giderayak verebileceğiniz son zararlarınızı veriyorsunuz. Batan geminin mallarını yağmalar gibi talan ediyorsunuz. Yangından mal kaçırır gibi telaşla çalınıyor ülke. Selden kütük kapar gibi hırsızlama bir fırsatçılığın içindesiniz.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeliyle birlikte yaratılan tek adam rejiminde vurgunculuk birbiriyle yarışır hâlinde yapılırken parti devletinin devlet partisi AKP'nin sözcüsü Ömer Çelik, konuyla ilgili hakkındaki iddialara cevap vermek yerine muhalif partileri, muhalif medyayı ve muhalif halk kesimlerini tehdit etme yoluna gitti ve muhalefete karşı şu ifadeyi kullandı: 'En üst düzeyde mücadele başlatacağız.' diyerek muhalefete parmak salladı. Parti sözcüsünün ardından AKP hükümetinin başı olan AKP Genel Başkanı Sayın Tayyip Erdoğan'ın muhalefeti suçlayan açıklaması geldi ve şöyle dedi Sayın Erdoğan: 'Bize zarar verme uğruna Türk ekonomisinin zora girmesi için utanmadan kriz tellallığı yaptılar.' Böyle dedi, utanmadan. Halbuki Sayın Erdoğan, muhalefete 'utanmıyorlar' diyerek haksızlık ediyorsunuz. Çünkü biz utanıyoruz. Genel başkanı olduğunuz partinin, AKP Genel Başkan Yardımcısının yaptığı vurgunculuktan, yolsuzluktan biz utanıyoruz. Başında bulunduğunuz AKP hükümetinin bazı bakan yardımcılarının yaptıklarından utanıyoruz. Biz utanıyoruz. Ve Sayın Erdoğan, siz de bizi haklı buluyor olmalısınız ki bu isimlerden arınmaya çalışıyorsunuz. Kimileri partinin dışına itiliyor, kimileri hükümetin dışında tutulmaya başlanıyor. Fakat bu yolsuzlukta adı geçenlerin tamamı bunlar mı? Az da olsa görevden alınanlar var ancak devede kulak denilecek kadar az isimler. Çünkü hükümet partisi tam bir temizlik yapacak olursa AKP kendi kolunu bacağını kesmek ve hatta ötenazi yapmak zorunda kalabilir. Türkiye tarihindeki en büyük borsa yolsuzluğunda, vurgunun boyutunun büyüklüğüne göre sorumluları hesaba çeken bir irade, otorite göremiyoruz ne yazık ki. AKP hükümeti vurgunculardan hesap sorulmasının yolunu açmazsa şayet vatandaş hem vurgunculardan hem de onların işbirlikçilerinden sandıkta bu vurgunun hesabını soracaktır.

Değerli Türk kamuoyu, kıymetli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki makamından kamuoyuna seslenen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Mehmet Uçum'un haftalık açıklamalarından birini dikkatinize getirmek istiyorum. Sayın Uçum, 2028 yılında olağan tarihiyle yapılacak olan seçimin 2028 Mart veya Nisan'ında yapılmasının büyük oranda netleştiğini buyurmuş. Evet, böyle diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de içerisinde alınması gereken bir kararı buyurgan bir ifadeyle, 'netleşti' diye hüküm vermiş Sayın Uçum. Oysa 2028 yılının Mart ve Nisan ayında yapılacak olan bir seçim erken seçim değil, gecikmiş seçimdir. Hiçbir muhalefet partisi bu gecikmiş seçim tarihine güya erken seçim kararı diyerek Mecliste el kaldırmaz, evet demez, onay vermez. Cumhur İttifakı'nın bu tezgahına hiçbir muhalefet partisi çanak tutmaz. Açıklanan bu tarih, Cumhurbaşkanlığındaki anayasal görev süresini tamamlamakta olan AKP Genel Başkanı'nı tekrar seçtirebilmek, AKP Genel Başkanı'na bir seçim daha kazandırmak için kanunun etrafından dolanmaktır. Muhalefetteki hiçbir parti bu tuzağa hizmet vermemelidir. O gün gelecektir. Mecliste azami ittifakı sağlamak için muhalefet partilerine yanaşmalar olacaktır. Bugün yaptığımız bu hatırlatmayı önümüzdeki yıl, 2027'de ve 2028'de muhalefet partilerine tekrar tekrar hatırlatacağız. Şimdi kayda düşürmek istiyoruz. Muhalefetteki hiçbir parti bu tuzağa hizmet vermemelidir. Eğer AK Parti'ye göre bir erken seçim ihtiyacı var ise ki mutlaka vardır, o tarih olağan seçim tarihine bir iki ay kala değil, o tarih hemen şimdidir. O tarih, gecikmiş olan dündü, kaçırılan dündü. Geciktiğimiz bugündür. Erken seçim tarihi hemen yarındır.

Değerli arkadaşlar, ülke fon yolsuzluğunu tartışırken tek bir adamdan medet umar vaziyete sokuluyor. Bunu yanlış bulduğumuzu geçen haftaki toplantıda da açıkladık. Çünkü bu tek adam rejimine başından itibaren, referandumdan itibaren karşı çıktığımız için biz çözümü ve müdahaleyi tek adamdan beklemiyor, devletin yetkili, sorumlu kurumlarından, kurullarından, kuruluşlarından bekliyoruz. Vurguncular her tarafta, evet biliyoruz. Memleketin her tarafında vurguncular. Sadece İstanbul ve Ankara'da değil. Vurguncular Türkiye genelinde AKP hükümetini tepe tepe kullanıyor. Vurguncular AKP hükûmetini tepe tepe kullanırken İstanbul Borsasında patlayan skandalı Yeditepe ile Beştepe arasına sıkıştıramayız. Kamu otoritesi bütün kurum ve kuruluşlarıyla yolsuzluğa müdahil olmalı, devlet bütün mekanizmalarıyla çalıştırılmalıdır.”

Parti Sözcümüz Azmi Karamahmutoğlu’nun “İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu geçtiğimiz günlerde, ‘İYİ Parti'nin milliyetçiliği, cumhuriyetçiliği, kalkınmacılığı, demokratlığı hepimize yeter. Gelin bir araya gelelim, o sinerjiyi oluşturalım.’ dedi. Dervişoğlu'nun bu sözlerini siz nasıl değerlendirirsiniz? Milliyetçi ittifak kurulur mu?” sorusuna verdiği yanıt:

 “Bahsettiği ilkelere sahip olduğu için İYİ Parti'yi tebrik ediyorum ve bu ilkelere sıkı sıkı sarılmasını bekliyorum. Diğer yanıyla ittifak çağrısı yine iki partinin arasında konuştuğumuzda şuydu: Seçim tarihine daha varken bu tip tartışmaları, konuşmaları yersiz ve gereksiz buluruz. Diğer yanıyla bilirsiniz, siyaset konuşulurken futboldan sürekli örnekler verilir. Futbolda transfer döneminde bazı futbolcular, kendilerine transfer teklif gelmediği hâlde fiyatlarını artırmak, kendilerini daha değerli göstermek için yapay transfer teklifleri, yüksek meblağlı transfer teklifleri aldıklarını söylerler. Bunu siyasete de pekâlâ uyarlayabiliriz. Bazı siyasi partiler bu tip davranışlar içerisine girebilirler.

 Fakat Zafer Partisi sözcüsü olarak belagat şehvetine kapılmadan ve beraberinde siyasal üslubun nezaketini de gözeterek, yine daha önce MHP ile ilgili kullanmış olduğum 'Kavgalı eve kız vermezler.' sözünden ders alarak, ben partiler arasında seçime dönük bir tartışmaya veya herhangi bir konuda tartışmaya girmeyi her an, her dakika üzerinde durup konuşmamız gereken Cumhuriyet tarihinin en büyük mali krizi, Cumhuriyet tarihinin en büyük borsa fon yolsuzluğunun konuşulmasını daha değerli ve önemli buluyorum. Bu sebeple yapay olarak başlatılan herhangi bir tartışmanın bu fon yolsuzluğunun üzerini örtmek, dikkatleri oradan kaçırmak için yapılabilecek bir hata olduğunu düşünüyor ve bu hataya düşmemek için herhangi bir polemiğe, ikili bir tartışmaya girmemeyi yeğliyorum.”