Ekonomi Politikaları Başkanımız Fikret Artan, Türkiye’nin Atatürk sonrası neoliberal politikalarla bağımlı ve yoksul hale getirilmesi hakkında basın açıklaması yaptı.
“Aziz Türk milletinin bağrından çıkan Büyük Atatürk ve silah arkadaşları tarafından 4 yıllık çetin bir istiklal savaşının ardından kurulan Cumhuriyetimizin ekonomi politikaları, sanayi planları ve İktisat Kongreleri ile şekillenmiş ve karma ekonomik sistem ile yüksek oranlı kalkınma başarılarına imza atılmıştır.
Tek Kurucu Önderimiz Atatürk’ün döneminde yapılan devrimler ve yatırımlar ile eğitim, sağlık, ulaştırma, sanayi vb. her alanda elde edilen üstün başarılar ‘15 milyon genç yarattık her yaştan, demir ağlarla ördük ana yurdu dört yandan’ veciz ifadeleri ile tarih sayfalarında yerini almıştır.
1950 yılı başlangıç olmak üzere devlet yönetimi ve ülke ekonomisi dış mihrakların etki ve kontrolü altına girmeye başlamıştır. Bu dönem liberal politikaların millî ekonomimizin bünyesini ele geçirmesinin başlangıcıdır diyebiliriz.
1960 yılı sonrasında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı ile tekrar planlı millî kalkınma yoluna girilmiştir.
12 Eylül 1980 darbe sürecinin devamı ile ‘24 Ocak İstikrar Tedbirleri’ olarak adlandırılan bir dizi kararla liberal uygulamalar büyük bir ivme kazanmıştır. Alınan kararlar ile dış ticaret libere edilmiş, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu yürürlükten kaldırılmış ve liberalizmin meydana getireceği bazı sosyal zararlarını ortadan kaldırmak için tedbir alınmadan sınırsız olarak uygulanmıştır.
28 Şubat 1997 muhtırasının ardılı ve sebeplerinden biri olarak 3 Kasım 2002 seçimleri sonucu ülke yönetimini ele geçiren AKP ile neo-liberal ekonomi politikaları, DPT’nin önce 2011 yılında sözde Kalkınma Bakanlığına, sonra da 2018 yılında Strateji ve Bütçe Başkanlığına dönüştürülmesi ve resmen ve fiilen kapatılması ile vahşi kapitalizm bütün acımasızlığı ile uygulanmaya başlanmıştır.
Özellikle 23 yıllık AKP döneminde uygulanan ekonomik politikalar ile;
Cumhuriyetin 100 yıllık kazanımı olan KİT’ler büyük ölçüde elden çıkartılmış, köprü, tünel ve otoyollar, şehir hastaneleri ve hava limanları Yap-İşlet-Devret modeli ile milletimiz bir asır sonra tekrar milyarlarca dolarlık Düyun-u Umumiye yükümlülüğüne sokulmuş, yer altı kaynakları ve değerli madenlerimiz uluslararası şirketlere peşkeş çekilmiş, bankacılık sektörü büyük oranda yabancı sermayenin kontrolüne terk edilmiş,
Düşük kur, yüksek faiz ve ithalata dayalı sözde büyüme politikası ile tarım sektörü başta olmak üzere sanayimiz ve hatta ihracatımız bile dışa bağımlı hale getirilmiş ve Cumhuriyetimizin ilk 10 yılında yüzde 7,9, ilk 15 yılında yüzde 8,1, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne ise yüzde 4,8 yıllık ortalama büyüme hızı büyük imkânsızlıklara rağmen başarılmışken, son 23 yılda yüzde 4,0, AKP’nin sözde muktedir olduğu 2008–2025 yıllarında ise sadece yüzde 3,2’lik artış söz konusu olmuştur. Bu dönemde yükselen ülkelerdeki yıllık ortalama yüzde 4,4 düzeyindeki büyümeyi de dikkate aldığımızda AKP’nin başarısızlığı net bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
Bütün bu uygulanan neo-liberal politikalar sonucunda; işsizlik, açlık, yoksulluk ile gelir dağılımında adaletsizlik Cumhuriyet tarihinin zirvesine çıkmıştır. Serbest piyasa ekonomisinin yetersiz kaldığı, haksız rekabetin olduğu ve sosyal adaletin gerektirdiği alanlarda devlet üzerine düşeni yerine getirmelidir.
Hiçbir gelire sahip olmayan işsiz vatandaşlarımız ile bilinçli olarak 28 bin TL gibi düşük tutulan ve sefalet düzeyi olarak ifade edilebilecek asgari ücrete ve 4,9 milyon çalışan en düşük 20 bin TL’ye, ortalama ise 23 bin TL olan ortalama maaşa mahkûm edilen ve sayıları 17 milyona ulaşan emeklilerle birlikte, insanımızın yüzde 85’i açlık ve yoksulluk sınırının altında bir geçim düzeyine mahkûm edilmiş ve Aziz Türk Milleti umutsuz, çaresiz ve sahipsiz bırakılmıştır.
Yine AKP döneminde eğitimsiz ve işsiz bırakılan gözbebeğimiz, en değerli beşeri sermayemiz 15 milyon evladımız, ‘ev genci’ olarak, geleceklerinden umutsuz, uyuşturucu ve sanal kumar baronlarının etkisi ve insafına acımasızca terk edilmiştir.
Zafer Partisi olarak 24 Ocak kararlarının yıl dönümünde açıkça ilan ediyoruz ki yapılacak ilk seçimde iktidar olduğumuzda;
Uygulanan neo-liberal politikalara son vereceğiz. İcraatımızın 1. gününde Devlet Planlama Teşkilatını kuracağız ve Cumhuriyetimizi kuruluş esaslarına mutlaka yeniden oturtacağız. Tarım, sanayi, eğitim, sağlık olmak üzere her alanda yıllık programlar, 5’er yıllık kalkınma planları ile 15 yıllık perspektif planlar ve 100 yıllık vizyon belgeleri ehil kadrolarımız tarafından kararlılıkla uygulamaya konulacak ve Cumhuriyetimizin ilk 10 ve 15 yılındaki gibi büyük bir kalkınma hamlesi başarılacaktır. Planlarımız özel sektör için sağlanacak teşviklerle yönlendirici, kamu kesimi için ise emredici olacak, gerekli her sektörde yeniden KİT’ler kurulacak ve sürdürülebilir planlı kalkınma ile karma ekonomik model ve post-Keynezyen politikalar uygulanacaktır. Böylece, hem bir yandan özel sektör eliyle reel ekonomiye ağırlık verilip ileri teknolojiye dayalı ve yüksek katma değerli ürünlerin üretimi odaklı büyüme gerçekleştirilerek sanayisizleştirme ve üretimsizleştirme sona erdirilecek, bir yandan da kamu yatırımları eliyle bölgesel gelişme tamamlanacak, sonuç olarak ekonomik ve sosyal kalkınma planlı ve kararlı bir şekilde karma ekonomi yoluyla başarılacaktır.
Bundan 160 küsur yıl önce Fransa’da Victor Hugo’nun Sefiller ve Dostoyevski’nin Rusya’da Suç ve Ceza romanlarında tasvir edilen çaresizlik, kimsesizlik, sahipsizlik, açlık ve yoksulluğu, sefaleti ve adaletsizliği bu çağda Türk Milletine yaşatanlar, eninde sonunda gidecekler ve ekonomik kurtuluş ve kalkınma savaşını özgüven ve millî kaynaklarımız ile kazanıp Zafer’e ulaşacağımızdan en ufak bir şüphemiz bulunmamaktadır.
Vahşi kapitalizmi uygulayan iktidar sahiplerinin ve liyakatsiz ekonomi yönetiminin empatiden yoksun vicdansız uygulamaları son bulacak, Anayasanın sosyal devlet anlayışı Cumhuriyetimizin fikir babası Ziya Gökalp’in millî tesanüt anlayışıyla tam anlamıyla yerine getirilecek ve asil Türk Milletinden hiç kimse aç ve açıkta bırakılmayıp, Cumhuriyetimiz yeniden kimsesizlerin kimsesi ve insanımızın kaybettiği umutlarının ve hayallerinin gerçekleştiği bir Türk Ekonomi Modeli ile şahlandırılacaktır.
Açıklamamızın başında belirttiğimiz gibi ülkemizi tankla, topla, tüfekle işgal edemeyen ve bölemeyen küresel güçler, emperyalistler, bugün bunu parasal mali araçlarla, kaçak göçmenler vasıtasıyla ve ithalat silahıyla yapmaya çalışmakta ve maalesef mevcut iktidar da buna göz göre göre alet olmaktadır.
Zafer Partisi olarak bu işgalleri Kuva-yi Milliye ruhuyla, Büyük Atatürk’ün azim ve kararlılığıyla ortadan kaldırıp Türk Devletinin birliğini, Türk Milletinin dirliğini sağlayacağımıza söz veriyoruz.”
